30 Nisan 2013 Salı

12&13. Haftalar

Kurabiyelerim 13 Haftalık
Bu hafta ilaç ile bir nebze iyi oldum. Ara ara ilaçsız mücadele ettim. Çok zorlanıncaya kadar ilaç almadım. Ama gerçekten ilaçsız hayatım kabusa dönüyor. Bir yemeği koklamak bir yana düşünmek bile mide bulantısı sebebi...

Bu haftaların nasıl geçtiğini çok detaylandırmayacağım çünkü o zaman bu yazı şu şekilde devam eder; pazartesi kahvaltı ettim sonra kustum, öğlen yedim sonra kustum.... vs. böyle birşey okumak istemezsiniz değil mi? Evet ben de yazmak istemem çünkü şimdiden midem bulandı :)))

Bu hafta doktorumuz bebeklerimizin cinsiyetleri hakkında ilk gözlemlerini söyledi. İlk diyorum çünkü şu an kesin gözüyle bakılamıyor. Cinsiyetler 16. haftada kesin olarak söylenebiliyormuş. Şu an sadece meraklı anne babalara heyecan olsun diye söyleniyor sanırım. 

Bize doktorumuz bir kız bir erkek dedi. Muhteşem olur gerçekten.... Hem oğlum hem kızım olsun! 

13. Haftayı tatsız bir kanamayla noktaladık maalesef. Doktorumuz bizi bu konuda uyarmıştı. Bebeklerle ilgili olmadığını ve rahimde bir miktar kan gördüğünü söylemişti. Bu sebeple şok olmadım. Ama ne kadar beklenen bir durum olsa da insan kendini suçlamadan edemiyor. Hamilelik ve annelik bence vicdan azabının bir başka adı. Biraz yürüdüm ondan mı oldu? Kusup durdum karnımı mı kastım? Çok su içemedim? vırvır cırcır beynim beni yedi bitirdi. Hatta en son noktayı "ammaaaaan 2 erkek olmasın naaaparım beeen" demiştim. Bu kanamayı ona bile bağladım! İlahi bir tokat gibi! Doktorum bunların hiçbirinin sebep olmadığını söylese de ben bu mesajı aldım bağrıma bastım. 2 tane oğlum olsun, 2 tane kızım olsun, 1 kızım 1 oğlum  olsun ne farkeder ki? Dünyadaki en istediğim şey onların sağlıklı bir şekilde doğmaları. Dünyadaki herşey boş benim için...


18 Nisan 2013 Perşembe

8&9&10&11. Haftalar

Sanıyorum kendime nazar değdirdim. Ne güzel sadece uyuyup, ağlıyordum. Şimdi bir de korkunç bir mide bulantısı eklendi! Ama öyle böyle bir bulantı değil. Sürekli durmadan devam eden tuhaf bir bulantı. Hiç bir kokuya tahammülüm yok! Dünyanın en güzel kokusu olsa bile uzak olsun benden! Tüm parfümleri kullanımdan kaldırdım. Hele o tuvaletlere sıkılan oda parfümleri ve ıslak mendiller yok mu???? Aklımı kaçıracak gibi oluyorum. Şu an yazarken dahi içim kalktı. 

En kötüsü de en sevdiğim şeylerden tiksinmek. Mesela Türk Kahvesi... hergün içmemin ötesinde kokusuna bayıldığım Türk Kahvesinin kokusunu 1 km öteden alarak kusmaya başlıyorum. Bu nasıl birşey böyle? 

Günlerdir yemeksiz, susuz yaşamaya çalışıyorum. Zorluyorum kendimi yiyorum ama ne çare. Yarım saat geçmeden terk ediyor beni... 

En son bir kaç gün aynı vakanın üstüste 20 kere vuku bulmasıyla elde bacakta titremeler ve üşüme kriziyle doktoru aradım. Öldüüüüüm bittiiiiiim yetiiiiiiş diye adamcağıza feryat etmek isterdim ama doktorlarla bu şekilde ilişki pek tarzım değil :) Sakince durumumu anlattım. Acile gidip bir serum mu yesem dedim. Gerek olmadığını söyledi ve Zofran (4mg) ilacını almamı onu içip biraz bekledikten sonra yavaş yavaş birşeyler yememi söyledi. Dediğini yaptım ve gerçekten bir nebze de olsa bu bulantıdan uzaklaşmak iyi geldi. Nihayet birşeyler yedim. Su içtim...

Ve 12. haftaya uzanırken durum stabil... 

Bu arada bebeklerimiz gayet güzel büyüyooor... 13. haftanın sonunda belki cinsiyetlerini görebiliriz dedi doktorumuz. Çok merak ediyorum....




5&6&7. Haftalar

Evet bu haftaları toplu olarak yazmaya karar verdim. Çünkü açıkcası hislerim dışında anlatacağım çok fazla şey yok. Çok mutluyum... Moralim çok iyi... 

Sadece erkenden uyuyorum. Aklım fikrim uyku! Başka derdim yok. Eve gelir gelmez yemek bile yemeden uyumak istiyorum. Tabi insan bunu vicdanen yapamıyor. Mecburen bir şeyler yiyorum. Ama daha son lokman ağzımdayken ruhum çoktan uykuya teslim oluyor. 

İş yerinde de kendimi geliştirmeye çalışıyorum. Mesela gözlerim açık ekrana bakarken uyuma denemeleri yapıyorum ama maalesef henüz başaramadım. Sadece bir kere kendimi kaybedip masama kafamı koyum uyumuşum. Bu halde müdüre de yakalandım enfes oldu. Allahtan ikimizde halime güldük :))

Bunun dışında harika besleniyorum.  Bademler, cevizler, pekmezler... sabah kahvaltıları uzun uzun, hergün organik yumurta, bal, peynir. Akşamları balık yiyorum, et yiyorum, sebze yiyorum. Böyle gidersem doğuma kadar yarım dünya olabilirim. 

7.haftada bebeklerimizin kalp atışlarını duyduk. İki bebeğin kalp atışlarında ritm farkı vardı. Biri daha güçsüz atıyordu. Sebebi bir bebeğimizin kardeşine göre birkaç gün geç oluşmasıymış. Tabi ben bu farkın nedenini öğreninceye kadar huzursuzlandığım için duygulanmaya fırsatım olmadı. Oysa ki arkadaşlarım bu anda ağladıklarını, çok duygulandıklarını anlatımışlardı. Ben mukayese yapmaktan, yolunda gitmeyen birşeyler mi var kaygısından maalesef o an bu heyecanı yaşayamadım. Doktordan çıktıktan yarım saat sonra aklıma kalp sesleri geldi. Ne güzel atıyorlar, içimde büyüyen iki canlı, bizden bir parça... işte o an başladım ağlamaya...

Zaten hamilelik demek ağlamak demek herhalde. Her şeye ağlayan biri oldum. Saçma sapan filmlerin hiç ağlanmayacak sahnelerinde ağlıyorum. Konuşurken birden boğazım düğümleniyor. Annemi düşünüp ağlıyorum. Annenin değeri anne olununca anlaşılıyor herhalde. Hatta şimdi bunu yazarken de ağlıyorum! Biri beni durdursun lütfeeeen!



17 Nisan 2013 Çarşamba

1 kese 2 kese...

Takip eden hafta (5 hafta + 5gün) tekrar çörekotu bebeğimizi görmek için doktora gittik. ultrasona girdim. Bir ekran doktorumun önünde, bir tane de benim de rahat görebilmem için hemen yattığım yerin üzerinde... Bakarken geçen hafta gördüğüm kesecikten bir tane daha görür gibi oldum! Kalbimin ritmi şaştı! Doktorumuzun yüzünde bir gülümseme "eveet gördünüz değil mi? İkiz olmuşlar" İşte o an zaman durdu! Doktoru ve ekrandaki o iki küçük keseyi eski Türk filmlerindeki Türkan Şoray gibi bal peteği içinde gibi beynimin etrafında uçuşurken gördüm. Doktorun sesi ekolu: ikiz ikiz ikiz diyordu :))) işte bir bilemedin iki saniyede beynimden neler geçti! "Oleeeyy iki bebeğimiz oluyoooor" "aaaayyy nasıl başa çıkarız" "allaaaaahıııım herşeyden iki tane alıcaz" "sütüm yeter mi?" Doğurdum da sütüm eksik kaldı! Ama inanın onu bile düşündüm!

Ayrı yumurta ikizleri bebeklerim! Bir tanesi bir kaç gün geç oluşmuş. Bu yüzden ilk hafta görmemişiz!

O gün şaşkın şalkın birbirimize bakıp gülüp durduk eşimle. Tüm zorlukları kabullenip istiyoruz, seviyoruz bebeklerimizi! Ne güzel işte kalabalık aile güzeldir her zaman! Eşimin de benim de kardeşimiz yok. Kardeşleri olanlara hep özeniriz. Bizim çocuklarımız çok şanslı! Doğuştan yol arkadaşı ile birlikte geliyorlar :))





14 Nisan 2013 Pazar

Çörekotu Bebeciiik

23 Şubat 2013...

Doktorumuzun muayenehanesindeyiz. Ultrasonda karnıma bakılıyor. Ve eşim ve ben ne görüleceğini merak ediyoruz. Daha hamilelik haberini öğreneli 1 hafta bile olmadı.

Ekranda küçücük bir siyah nokta var. Ekranda bizim gördüğümüzden de küçük aslında tahmini çörekotu kadar :) Annesinin çörekotuuuu! Yer onu annesi!



Tedaviye Yanıt Ver :)

Bu süreçte yaşananlar özel şeylerdir. Ben uzun uzun tüm tedavimi anlatmayacağım sizlere. Çünkü biz eli klavye tutan kadınların yaptığı en büyük yanlış kim hangi doktora gitmiş, hangi ilacı kullanmış, kaçıncıda tutmuş, yatmış mı kalkmış mı ve bir sürü soruya internette forumlardan didikleyerek çözüm bulmaya çalışmak, fikir edinmeye kalkışmak. Oysa ki benim hastalığım bana, senin ki sana... 

Bende çikolata kisti denilen bir tür kist vardı. Ama bu kisti olup doğal yolla hamile kalan var, tüp bebekle kalan var, tüp bebekle de kalamayan var. E o halde bunu bir forum sitesinden araştırarak çözüme ulaştıramazsınız maalesef.  Bu sitelere güvenmiyorum, burda tıp ile ilgili yazan şeyler halıya çay dökülürse nasıl çıkar gibi püf noktası almaya benzemez. Herkes farklı bir sorunu ve bedeni farklı...

E o halde ben şimdi size ne anlatacağım? Bence tedavinin en önemli kısımlarından biri insanın ruhu... Şurada yazdıklarıma bakıp beni lay lay looom diye yaşayan biri sanmayın. Her regl döneminde umudum kırıldı, üzüldüm, ağladım. Ama ertesi gün "eveeet yeni bir dönem başladı" diye sıfırlandım. Tedavinin ilk kısımlarında olumsuz sonuçlarla perişan oldum. Ta ki tüp bebek tedavisine gelinceye kadar... 

Doktorum bana dedi ki "Senin bu tedavi için yapabileceğin tek şey; mutlu olmak, pozitif olmak, ben senden başka birşey istemyorum" Bu noktada kendimi pozitif olmalıyım diye şartlayamadım tabiki. Keşke böyle olmalıyım diyince yapabilse insan... Ben bir tek şey yaptım. Durumu kabullendim. Evet 2 sene uğraştık. Olmadı... Herkesin çocuğu olacak diye bir kaide yok bu hayatta dedim (inanmasam da dedim evet) Daha da önemlisi kendimi de öldürsem evi köy satıp bu işe harcasam yine de olmayacaksa olmuyor! Bunu kabul ettim! Ben buna takdiri ilahi diyorum. Ben başka türlüsünü bulamadım. Olacaksa sen iste isteme oluyor. Olmayacaksa ne yapsan olmuyor. 

O halde benim yapabileceğim tek şey durumu kabul edip, yola devam etmekti...

Tüp bebek öyle abartılı meşakatli falan değil. Eğer bunu sorun yapıyorsanız sorun tamamen sizde. İğnecikler yiyorsunuz göbecikten, popocuktan kan veriyorsunuz doktor gel deyince geliyor git diyince gidiyorsunuz hepsi bu :))) 

Ben umursamaz başladığım bu yolda günler ilerledikçe şunu farkettim. İnsan bu durumdayken iyi olacağına inanmak istiyor. Bana etrafımdakilerin dedileri çok umutlandırma kendini, bakalım tutacak mı? Yani tutmazsa çok üzülürdüm. Ama tutacak mı tutmayacak mı diye arada kalmak yorucu birşey. Ben de kendi kendime dedim ki ben olacağına inanmak istiyorum. Şayet tutmazsa zaten üzüleceğim. Üzüleceksem bu o zaman olsun şimdi sevineyim...   

3 Şubat 2013'te yumurta toplama işlemi ve 6 Şubat 2013'te transfer işlemi yapıldı. 12 günlük geri sayım başladı... 17 Şubat sabahın köründe laboratuvarda aldık soluğu... Bu 12 gün zor geçti zaman... en zoru da test için kan verdiğinde sonuç için beklediğin o 2-3 saatlik süre... Dakika başı saate bakıyorum geçmiyor...


Dipçik gibi durdum tüm süreç boyunca ta ki telefonda çok objektif sesle hiç bir sevinç göstermeden sonucumu söyleyen laboratuvar doktoru ile konuşuncaya kadar. "Evren Hanım, sonucunuz 215 yani bir gebelik mevcut"... Tüm dünyanın durduğu an... Arkadaşlarımız var yanımızda... Gözlerim eşime kenetlendi. Pozitiiiiif deyip ağlamaya başladım... Dünyanın en güzel müjdesi budur! 

Karar Verdik Ama...

Uzun uzun şu oldu bu oldu diye anlatmak istemiyorum ama bizim çocuk sahibi olma hikayemiz yılan hikayesine döndü. Önceleri çok üstüne düşmedik sonra "niye olmuyorlar" ile "olur yaaa" arasında bir süreç sonrasında "olmuyooooor!!!" diye ağlamalara varan zamanlar geçirdik. Derken doktorun yollarını arşınlamaya başladık.

Çok sevdiğim canım doktorum Ahmet Bostancı sağolsun bize önce telkinler verdi sonrasında, neden olmayabiliri anlatarak, yavaş yavaş en az maliyetli tedavi yolundan başladı. Rahat, sakin tavrı ile üzüntümüzü paylaştı. Bana her zaman destek oldu. Doktorluğun ötesinde ben hep onda sakin babacan bir tavır hissettim. İlk olarak beni en az yoracak, bütçeyi en az sarsacak yöntemden başladık. Önce ilaç tedavisi, sonra aşılama ve en son tüp bebek yöntemlerini deneyerek çok şükür nihayet en mutlu haberi aldık!

8 Nisan 2013 Pazartesi

Karar Anı ...

Evleneli 2 sene kadar oldu olmadı ben bebek istemeye başladım fakat çok dillendirmedim.  Bir iki kez benim gibi düşünen arkadaşlarımla dost meclisinde mevzusu geçti. Eşim ise “yok yok daha erken biraz gezelim” deyip hiç istemediğini hissettirdi. Konu böylece kapandı gitti.

Ta ki çok yakın arkadaşlarımız bebek müjdesini verinceye dek.  Aman Allahım içimizde bir sevinç! Nasıl mutlu olduk. Nasıl olacak şimdi bizi neler bekliyor derken arkadaşımın göbeği büyümeye başladı bile…   Minik minik kıyafetler, isim aramalar, odası, arabası, şekerleri.... Onlardaki bu heyecan bizi de sardı. İlk içimize cemre düştüğü an buydu belki de.  “Bizim de çocuklarımız olsun” düşüncesi kalbimize bir kuş gibi kondu….